"Palut" Balonuna Diken Battı!
BODRUM DARBESİ: RİZE'DE PALUT RÜZGARI DİNDİ Mİ? VEDA MI, FİGÜRANLIK MI?
Karadeniz'in hırçın dalgaları gibi çalkalanan Çaykur Rizespor camiasında, geçtiğimiz hafta Antalyaspor deplasmanında son saniyelerde elden kaçırılan galibiyetin acısı dinmemişken, bu hafta kendi evinde yaşanan "Bodrum faciası" bardağı taşıran son damla oldu. Yetmiş milyonluk transferlerle, şampiyonluk hayalleriyle kurulan o iddialı kadro, doksan dakika boyunca rakip kaleye tek bir isabetli şut dahi atamadan sahadan 2-0 mağlup ayrıldı. Bu, sadece bir mağlubiyet değil, Rizespor formasının şerefine, taraftarın umutlarına ve kulübün prestijine vurulmuş ağır bir darbedir. Son günlerde kulübün dört bir yanında fısıltılar halinde dolaşan, üstü örtülmeye çalışılan tüm pürüzler, bu hezimetle birlikte yüzeye vurmuş, kabaran deniz nihayet fırtınaya dönüşmüştür.
Maç sonu basın toplantısı, adeta bir cenaze evinin sessizliğindeydi. Çaykur Rizespor Teknik Direktörü İlhan Palut, o gergin atmosferde soru almayacağını belirterek, metin okur gibi yaptığı açıklamayla adeta vedanın eşiğinde olduğunu ilan etti. "Düşüncelerimi önce yönetimle konuşmam, basına açıklama yapmamdan çok daha önemli olacaktır. Takımın bir enerjiye ihtiyacı var. Konuşmamda bir ana fikir var. Taraftarlarımızdan özür diliyorum," cümleleri, sadece bir teknik direktörün sözleri değil, bir dönemin bitişine işaret eden, çaresizliğin ve tükenmişliğin ilanıydı. "Enerjiye ihtiyacı var" derken, takımın mı, yoksa kendisinin mi enerjisinin bittiğini sorgulatan Palut, "ana fikir"in ise sessiz bir çığlık olduğunu, taraftarlardan dilediği özrün de aslında bir itirafın ta kendisi olduğunu gözler önüne serdi. Bu sözler, kapıyı ardına kadar aralayan bir istifa sinyali olmaktan çok, o kapının arkasında bekleyen karanlık bir geleceğin habercisiydi.
Ben nice zamandır fısıldıyordum, kimi zaman yüksek sesle dile getiriyordum: Palut, vitrine konulduğu, "geleceğin hocası" diye şişirildiği kadar değil! Geçtiğimiz sezon, ligin ortasında dümenin başına geçmesini bir mazeret sayabilirdik belki. Ancak bu sezon, transferleri bizzat kendisi yaptı, kendi takımını kurduğunu iddia etti. Peki, ne oldu? Kurduğu takım, bırakın gol atmayı, gol arama refleksini bile unuttu! Tıpkı dünkü Bodrum maçında olduğu gibi, puan kaybettiği birçok karşılaşmada rakip kaleye doksan dakika boyunca tek bir tehlike bile gönderemeyen, direnç gösteren takımlar karşısında sahada adeta mahalle takımından beter bir görüntü sergileyen bu ruhsuz kadro kimin eseriydi? Ara transfer döneminde "aldık" demek yerine "kasaya para saçtık" demeyi tercih edeceğim o futbolcular, takıma güç katmak bir yana, mevcudun enerjisini bile emip bitirdi. Eğer bu transferler kendi iradesi dışında yapıldıysa, bir kariyer sahibi olarak bu oyuna figüran olmayı neden kabul etti? Yok, kendi iradesiyle yaptıysa, futbol bilgisini, vizyonunu ciddi şekilde sorgulamamız gerekmez mi? Yazık oldu kariyerine, o parlak denilen kariyer çizgisinin üzerine, bu sezon kendi elleriyle bir karalama defteri gibi işledi. Tıpkı aşırı şişirilmiş bir balon gibi, ufacık bir dikene takıldı ve tüm ihtişamıyla patladı! İşte acı gerçek, tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.
